March 2012

Anneannem 88 yaşında. Hafızası eskisi gibi berrak değil. Geçen haftasonu ziyaretine gittiğimde, ne sorduysam, “ah,” dedi hep “iki-üç yıl önce soraydın ya…”

Peşine düştüğüm, ilk kez tam da iki buçuk yıl önce yine bir sohbetimiz sırasında bahsettiği Silvan’daki çocukluğunun hikayesiydi. O zaman soru sormamış, anlattıklarını bir masal gibi dinlemiştim; ne not almıştım ne de kayıt tutmuştum. Bu kez hazırlıklıydım ama, bu sefer de hikayemiz onun anlatacakları, hatırlayabildikleri ya da hatırlamak istedikleriyle sınırlı kaldı.

1927-36 yılları arasında Silvan’da yaşamış anneannem. Babası Hilmi Bey (Bilgiç) adliyede başkatipmiş. Sonra da duruşma hakimliği yapmış. Bergama’ya tayini çıkana dek, dokuz yıl boyunca surların üzerinde bir evde yaşamışlar.

“Babamın tayini çıktığında üç yaşındaymışım, bir büyük isyanın ardından gitmişiz Silvan’a,”* diye hatırlıyor anneannem. Anneannem babasını çok büyük sevgi, saygı ve hayranlıkla anıyor:

“Babam çok sevilirmiş. O yüzden uzun kaldı orada. Yoksa derhal tayin olunur. Halk istemez. Halk Ankara’ya şikayet edermiş. Çünkü orada rüşvet çok yerlermiş. Hapse girmesin diye mesela. Çok güzel keseler vardı. Gümüş paralar içine konurdu. Hiç rüşvet yemedi babam. Dinine bağlıydı. Ondan yemedi herhalde. “

Anneannem kısa kısa kesik kesik bölük pörçük anlatıyor:

“Çilek nedir bilmezdi kimse o zaman. Genç bir ziraat mühendisi gelmişti, yeni tayin olmuş. O ekerdi. Sandıklara doldurulurdu. Nasıl yerdik. Bu nedir böyle diye. Babam hakim olunca müebbetlikleri tarlada çalıştırdı. Tarlalara çilek ektirirdi. Onu sattırır, gelir yaptırırdı. Halbuki kaçsalar babam ceza yer. Ama hayır, babam çıkarırmış onları dışarı. Yani itimat edermiş. Bir tek Mehmet Çavuş’u verirmiş başlarına. Mehmet Çavuş jandarma. Keskin nişancıymış. Kimselere görünmeden, çok uzaktan izlermiş ki, alenen çıkarılmış olmasınlar mahpustan. Müebbetlikler tarlada çalışarak, hem güneş görüp sıhhatlerini kazanmışlar, hem para kazanıp, ailelerine yardım etmişler. Babam onun için çok sevilirdi herhalde.”

Yine masal gibi dinliyorum anlattıklarını:

“Bizim evde çalışan genç bir kız vardı. Çok güzeldi. Kaçırmış bir delikanlı. Peşlerine düşmüşler, oğlan kaçmış, kızı almış getirmişler. Dağda ne olmuş aralarında, bana sordurmak istediler. “Öpmüş mü öğren,” derlerdi. Aklımda kalmış, kürtçe öpmek “maç” demek. Onun aklı da o delikanlıdaydı… Ocağım, evim, erkeğim anlamında “mala min” diye bahsederdi ondan. Öyle hatırlıyorum. Nedir “mala min”? Çok güzel şarkı söylerdi. Şiir okurdu. Çok hisli insanlardı. ..”

Anneannem ilkokulu Silvan’da okumuş. “Gazi*’ydi adı,” deyince, internetten fotoğrafını buldum. Şaşırdı ve sevindi:“İp atladım o avluda” dedi. Sonra sustu. “Biraz daha anlat anneanne,” dedim, “ah,” dedi  yine, “iki-üç yıl önce soraydın ya…”

 

 

*Koşuşağı Harekatı (7 Ekim-30 Ekim 1926) ve Koçuşağı harekatına paralel olarak yürütülen Bicar Tenkil Harekatı (17 Kasım’da sona ermiş) ( Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanları; Reşat Hallı  http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse-hur/resmi-tarihin-sozde-kurt-ayaklanmalari-1407729/ )

 

 

**Diyarbakır’ın Silvan ilçesindeki yapı 1908’de inşa edilmiş. Silvan’ın yerlilerinden olan Sadık (Üstün) beye ait olan bu yapı, Mustafa Kemal Atatürk ün Silvan da bulunduğu sırada (7 Kasım-24 Aralık 1916) karargâh olarak kullanılmış. 1918’de Mektebi İbtidai-ye adıyla eğitim hizmeti vermeye başlayan yapı, daha sonra Silvan Merkez Okulu, Gazi İlkokulu ve en son Gazi İlköğretim Okulu olarak hizmet vermeye devam ediyor. 2005’te Diyarbakır Koruma Kurulu tarafından tescillenerek koruma altına alınmıştır. (Kaynak: Dicle Üniversitesi Mimarlık Bölümü )

 

Read more