Author's Posts

İngiltere’de Brexit kararı ardından da ABD’de Donald Trump’ın zaferi, dünyada yeni bir siyasi, ekonomik ve sosyolojik gerçeği yansıtıp yansıtmadığı tartışılıyor.

Avrupa’da ve şimdi de Trump’ın gelip çatmasıyla ABD’de, popülist hareketlerin yükselişi, birçokları tarafından Batı dünyasını saran siyasi krizin başlıca nedeni olarak görülüyor. Bu görüşe göre -en iyileri hırslı demagoglar, en kötüleri ise faşistler olmak üzere- utanmaz politikacılar, belli insanların ve grupların önyargılarına, irrasyonel korkularına ve hayal kırıklıklarına berbat basitleştirici yanıtlar vererek, yalanlar söyleyerek karşılık veriyor ve böylelikle bu yalanları bir yandan beslerken bir yandan da yayıyorlar. Propagandalarının etkisini artırıp, izleyici kitlesini genişleterek işbirliği yapan medyayı kendi lehlerine kullanıyorlar. Zamanla basitleştirici ve ayrıştırıcı retoriklerine popüler destek oluşuyor ve nihayetinde demokratik süreç ya gasp ediliyor ya da akamete uğruyor.

Continue reading Paul Arbair: Seçmenler mi ‘cahil’, ‘aptal’ ya da ‘ırkçı’, yoksa…

Read more

HOME
(by Warsan Shire)

no one leaves home unless
home is the mouth of a shark
you only run for the border
when you see the whole city running as well
your neighbours running faster than you
breath bloody in their throats
the boy you went to school with
who kissed you dizzy behind the old tin factory
is holding a gun bigger than his body
you only leave home
when home won’t let you stay.

no one leaves home unless home chases you
fire under feet
hot blood in your belly

it is not something you ever thought of doing
until the blade burnt threats into
your neck
and even then you carried the anthem under
your breath
only tearing up your passport in an airport toilet
sobbing as each mouthful of paper
made it clear that you wouldn’t be going back.

you have to understand,
that no one puts their children in a boat
unless the water is safer than the land

no one burns their palms
under trains
beneath carriages
no one spends days and nights in the stomach of a truck
feeding on newspaper unless the miles travelled
means something more than a journey.

no one crawls under fences
no one wants to be beaten
pitied

no one choses refugee camps
or strip searches where your
body is left aching

or prison,
because prison is safer
than a city of fire
and one prison guard
in the night
is better than a truckload
of men who look like your father

no one could take it
no one could stomach it
no one skin would be though enough…

EV

Hiç kimse evini terk etmez
Evi bir köpek balığı ağzı olmadıkça

Sadece sınıra koşarsınız
Bütün şehrin de koştuğunu gördüğünüzde
Komşularınız sizden hızlı koşuyor
Boğazlarında nefesleri kanlı
Beraber okula gittiğiniz oğlan
Sizi eski teneke fabrikasının arkasında sarsak öpmüş olan
Boyundan büyük bir silah taşıyor
Evinizi ancak
Eviniz kalmanıza izin vermediğinde terk edersiniz

Hiç kimse evini terk etmez eviniz peşinize düşmemişse
Ayağınızın altında ateş
Karnınızda sıcak kan

Asla yapmayı düşünmeyeceğiniz bir şey
Ucu yanık bıçak dayanmadıkça
Boğazınıza
Ve o zaman bile taşıdınız marşı
Soluğunuzun altında
pasaportunuzu bir havaalanı tuvaletinde yırtmak sadece
hıçkırmak her bir ağız dolusu kağıtla
idrak ettirdi geri dönemeyeceğinizi

anlamanız gerek
hiç kimse çocuklarını tekneye koymaz
su karadan daha güvenli olmadıkça

hiç kimse yakmaz avuç içlerini
trenlerin aşağısında
vagonların altında
hiç kimse günlerini ve gecelerini bir kamyonun midesinde geçirmez
gazete yiyerek
kat edilen mesafe
bir yolculuktan daha fazlası demek değilse.

Hiç kimse tel örgülerin altından sürünmez
Hiç kimse dayak yemek istemez
Acınmak

Hiç kimse mülteci kamplarını tercih etmez
Ya da çırılçıplak aramaları
Bedeninizin ağrıyla kalakaldığı
Ya da hapishaneyi
Çünkü hapishane daha güvenli
Yanan bir şehirden
Ve bir gardiyan
Geceleyin
yeğdir bir kamyon dolusu
Babanıza benzeyen erkeğe

Hiç kimse katlanamaz
Hiç kimse onuruna yediremez
Hiç kimsenin derisi o kadarını kaldırmaz…

Read more

İngiltere’de Brexit referandumunun, ABD’de ise başkanlık seçimlerinin kampanyaları boyunca o kadar çok kullanılmış ki, Oxford Sözlüğü en az on yıldır dolaşımda olan “post-truth / gerçek-sonrası” sıfatını 2016’nın sözcüğü ilan etti. Sözlüğe göre, “gerçek-sonrası” kamuoyunun görüşünü şekillendirmede objektif gerçeklerden ziyade duygu ve kanaatlerin etkili olduğu durumlara atfen, yani bariz yalanlar üzerine kurulu siyaseti nitelemek için kullanılıyor. Al Jazeera Arapça ve BBC Arapça servislerinin eski editörlerinden Ahmed El Şeyh’in dediği gibi: “Hakikatin yerini yalanların, dürüstlüğün yerini duyguların, teyitli bilginin yerini kişisel analizlerin, birden çok görüşün yerini ise tek bir görüşün aldığı bir devirdeyiz.”

Continue reading Başkan, Yalanlar ve Adamları

Read more